Hızlı Hocam nedir?
SÜRE BİTTİ. KALEMLER MASAYA.
Öğrenci kâğıdın son sayfasına bakar. Üç soru boş. O soruları bilmiyor değildi. Yetişemedi.
Sınav salonundan çıkarken içinden geçen cümle hep aynıdır: "Biraz daha zamanım olsaydı..."
Zamanı uzatamayız. Ama o zamana sığdırdığınızı büyütebiliriz.
Önce şunu bilin: çocuğunuz tembel değil. Masada dört saat oturup hiçbir şey hatırlamayan bir öğrenci, çalışmıyor değildir. Yanlış bir aletle çalışıyordur.
Çoğu öğrenci, ilkokul birinci sınıfta öğrendiği okuma tekniğini üniversite sınavına kadar hiç değiştirmez. Yıllar geçer. Paragraflar uzar, sorular ağırlaşır, süre kısalır — ama okuma biçimi yedi yaşındaki hâliyle donmuş kalır.
Sonra biz buna "dikkat eksikliği" deriz. "İsteksizlik" deriz. "Zekâsı yetmiyor" deriz.
Hiçbiri doğru değil.
Öğrenciyi yavaşlatan dört alışkanlık
İç ses. Okurken kelimeleri içinden seslendiriyorsa, okuma hızı konuşma hızına kilitlenmiştir. Ne kadar acele ederse etsin o duvarı aşamaz.
Geri dönüşler. Göz aynı satıra tekrar tekrar döner. Öğrenci bunu fark etmez bile — ama çalışma saatlerinin büyük kısmı burada erir.
Dar bakış. Kelimeleri tek tek görmeye alışmış göz, bir satırda on kez durur. Öbekleri görmeyi öğrenen göz üç kez durur.
Kaçan dikkat. Zihin gider, göz devam eder. Sayfa biter, geriye hiçbir şey kalmaz.
Bunların dördü de alışkanlıktır. Ve alışkanlık değişir.
Hızlı Hocam tam olarak bunu yapar
Yapay zekâ önce öğrencinin bugünkü hızını ve anlama düzeyini ölçer. Sonra ona kendi seviyesinin bir tık üstünde bir tempo verir. Zorlayan ama kopartmayan bir tempo.
Öğrenci o tempoya alıştığında sistem çıtayı yükseltir. Sonra bir daha. Sonra bir daha.
Spor salonunda ağırlık artırmak gibi. Kas bir günde büyümez — düzenli ve kademeli zorlamayla büyür. Okuma da öyle.
Aradaki fark şu: Hızlı Hocam çıtayı her öğrenci için ayrı ayrı ve her gün ayarlar. Otuz kişilik bir sınıfta hiçbir eğitmenin yapamayacağı şey budur.
Ders saati yok. Sıra beklemek yok. Bilgisayar, dizüstü veya tabletini açtığı an öğretmeni yanında.
Ve sonrasında velilerin bize en çok yazdığı cümle :
"Artık ders çalışması için kavga etmiyoruz." Sebebi çok basit.
Bir öğrenci "yetişemiyorum" hissinden kurtulduğu an, çalışmak cezaya benzemekten çıkar. Önce özgüven gelir. Özgüven gelince istek gelir. İstek gelince sonuç gelir.
Sıralama hep budur. Tersi hiç işlemez. İnandığımız tek şey : Her insan zekidir.
Eksik olan zekâ değil — o zekâyı kullandıracak doğru araç.
Biz aracı veriyoruz. Gerisi öğrencinin azmine kalmış. Ve şunu gördük: kendine bir kez güvenmeye başlayan öğrenci bir daha durmuyor.
